Sanal tur arrow Güney Afrika

güney afrika belgeseli insanları gazetesi haritası turu resimleri

Üye Değerlendirme: ONONONONON / 1
Kötü İyi 
Tuesday, 11 January 2011

güney afrika, afrika belgesel, afrika insanları, afrika gazetesi, afrika haritası, afrika turu, afrika rehberi, afrika resimleri

Güney afrika uçağına bindiğimde koca kıtayı baştan başa nasıl katedicem diye karalar bağlamıştım.Ama sağolsun thy sonsuz servisi ve de hosteslerin güleryüzüyle bütün endişelerimi dağıttı.Hele kaptan pilotun Kahire üstündeyiz dediği andaki manzara inanılmazdı.Gece Kahire ışıl ışlı parlıyor,nil nehri gerdanlık gibi uzayıp gidiyordu.İlk durağımız Johannesburgdu.Otobüsümüzle alandan otelimize giderken gördüğümüz manzara Afrikadaki sınıf farkını çok açık anlatıyordu.Önce barakalar,sonra getto gibi bazı camları gazeteyle kapanmış apartmanlar,sonra daha iyi apartmanlar ve de en son etrafı duvarlar,çitlerle çevrilmiş,alarmlı villalar.Barakalarda yaşıyanlar iş bulunca apartmanlara ,işi iyi gidip zenginleşenler de betazlarla villalara.Şehirde Gandi meydanını,çarşısını gezdik.Buralar bizim katlı çarşılardan farklı değildi,ama Afrikanın karanlık geçmişini anlatan Apartheid müzesi görülmeye değerdi.1910 da çıkan kanunla Afrikanın esas sahibi olan zencilerin toprakları, sonradan buraya yerleşip afrikalıyım diyen beyazlar tarafından ellerinden alınmış,yaşayabilecekleri,çalışabilecekleri,yerler sınırlanmış,karşı cinsle aşka hapis cezası konmuş.Hayatını apartheid kanunlarına karşı kampanyaya adıyan Mandelanın1990 da hapisten çıkarılışıyla demokrasiye gidilmiş,Mandela 1984 nobel sulh ödülünü almış.Ancak ondan sonra topraklar geri dağıtılmıya başlanmış.tabii hala bu süreç çok büyük sancılar içinde,zira beyaz afrikalılar bu toprakları dedemden diye vermek istemiyorlarmış.Bunu en iyi bir restorant tuvaletinde görüp sevdiğim sapsarı küçük kızın nerelisin diye sorduğumda dikilerek ben afrikalıyım
demesinden anlamıştım.Demokrasi gelmişti ama büyük çoğunluk zenci olduğu halde memleketi,şirketleri idare edenler,en iyi yerlerde oturanlar hep beyazlardı.Bize şehir merkezinden ayrılmamamız arka sokakların güvenli olmadığı söylendi.Ertesi gün şehirden 8 km uzaktaki,1887-1971 arası kullanılmış olan altın şehrine gittik.Burası gösteri merkezi haline getirilmişti,trenlerkafeler ve de altın madeni inanılmazdı.Bizi sadece ilk istasyona indirdiler,içimiz daraldı,dolaştığımız galerilerde show olarak maden işçileri çalışıyordu.Eskiden sadece 3 saatte asansörle çalışılacak yere inildiğini duyduğumda kulaklarıma inanamadım.Sonraki durağımız Suncity idi.Burası zengin bir yahudinin çorak bir yeri alıp,yalancı cennet haline getirdiği bir yerdi.İçinde bir çok otel,suni bir göl,kumlu plajı ve ara ara verilen büyük dalgaları ile eğlence odağı olan devasa bir yüzme havuzu vardı.Otellerde kumarhaneler,sinemalar,çocuklar için bilgisayar oyunları çeşitli seçeneklerdi.Etraftaki ormanda maymunlar dolaşıyordu.Odalarımızın pencerelerini kapalı tutmamız,elimizde yiyecekle dolaşmamamız söylenmişti.Bir nehir yatağında da yüzlerce timsah vardı.Ama benim en çok ilgimi çeken temsili yapılmış  şehirdeki köprüde saat başı tekrarlanan depremlerdi.Ayrıca herşeyi tepeden giden bir trenden de izliyebiliyordunuz.Bu suni dünyada 2 gece kaldıktan sonra,vahşi dünyaya Pilanesberge gitmek üzere yola çıktık.Yollarda ara ara afrika el sanatları satan satıcılar vardı.Bu milli park 6000 memeli ve19 cins barındırıyordu.Etrafı yüksek çitlenmiş bölgeye girip otelimizi bulduğumuzda heyecanlanmıştık.Heryer çitliydi,hayvan ulumalarını duyuyorduk.Kaldığımız lodge kolonial tarzdaydı,kendimi benim afrikam filminde gibi hissetmiştim.Sabah 5 de kalkıp,jiplere dolduk,leopar,aslan ,su aygırlarını izlemeye gittik.İlk rastladıklarımız su içmiye gelen filler ve zürafalardı.sesizce yanlarına yaklaşıp foto çektik.En tehlikeli hayvan su aygırlarıymış,en çok onlar insan öldürürmüş.Suda hareketsiz durduklarından ,onları farkedemeyen kayıklı yerlileri devirirlermiş.Yol boyunca yanımızda filler eşlik etti.Bir ara durup onlara yol verdik.Eğer şansımız varsa leopar ve aslan görebileceğimizi söylediler ama biz sadece 3 tane aslan gördük savanların arasında.Etraf hayvan sesleriyle doluydu,ne kadar çitleri bilsek de akşam pencere ve kapılarımızı sımsıkı kapadık.Artık  sıra Afrikanın ucunu görmiye gelmişti.Ümit burnu bizi bekliyordu.2 saat uçtuktan sonra Cape towna indik.Masa dağı bütün haşmetiyle karşımızdaydı.Üstüne krema dökülmüş gibi sis ve bulut vardı.Buna masadağın masaörtüsü dendiğini sonra öğrendim.Otelimiz Seafront denilen limana yakındı.Merkezde gene kolonial eski  yapılar vardı,ferforje işçiliği dantel gibi görülmeye değerdi.Otele yerleşip,rüzgar ve sisin az olduğu zamanı ayarlayıp masadağına telesiejle çıktık.Manzara dağ,ve deniz müthiş,yükseklik vahşiydi.İstenirse buraya tırmanılabiliyordu uygun ekipmanla.Yukardaki restoran,kafe,hediyelik eşya satılan yerler enteresandı.Benim en çok,kesekağıdında gramla sattıkları bizim pastırmaya benziyen sarmısaksız tabi,kurutulmuş et ,biltong hoşuma gitti.Önce kupkuru olan et siz çiğnedikçe ağzınızda yumuşuyor,değişik aroma ve tatlar salıyordu.Bu eskiden ava giderken yanlarına aldıkları,sıcaktan bozulmayan yiyecekmiş.Rooibos çayı ve güzellik malzemeleri de dükkanlarda satılıyordu.Kuzeyde ne kadar çok et yeniyorsa burada da deniz ürünleri revaçtaydı.Tabiki şaraplara doyum yoktu.Bir sürü şarap üretim yerleri vardı.Biz Stellenboch a gittik.Aile işletmeleri olan bu yerlerde size şarap tattırıyorlar,arada ilk tadı yoketsin diye ekmek veriyorlar,sonra yeniden tattırıyorlardı.Ödüllü ,ödülsüz çok güzel şaraplar vardı.Ben daha tadarken bile kafayı bulmuştum.Hava alıyım diye çıktığım yerdeki tezgahlardan çok güzel, nasıl taşıyacağımı bilmediğim,  bakır kocaman kuşlar aldım bahçeme koyuyum diye. Merkezde Greenmarket diye el sanatlarının satıldığı çok şirin ve ucuz bir pazar var.Burdan da zulu sarma kumaşı,onlar etek gibi bellerine sarıyorlar,ben şal diye kullanıcam ,bir de eski massai maskesi aldım.Bu maskeler eskiden pasaport yerine geçiyormuş,her köyün ayrı maskesi varmış.Tabii doğal taşlardan yapılmış bir kaç kolye bilezik almaktan da geri kalmadım.herşey çok ucuzdu.Hatta ara sokaklardaki kuyumcularda ki pırlantalar,bizi otelden götürdükleri pırlanta kesim ve satış yerinin fiatının nerdeyse yarısıydı.Tanrım nasıl zengin bir ülkeydi,pırlanta,altın,petrol,doğal taşlar ne arasan vardı.Tropik meyveleri ve karidesleri,istakozları saymıyorum.Yüzyıllar önce avrupalıların burayı niye mesken edindiği çok açıktı.Yolunuz düşerse Sea basket,deniz sepeti diye bir zincir var.Toprak tavalarda ortadan ikiye ayrılmış,zeytinyağlanıp,fırına verilmiş jumbo karides ve patates tava veriyorlar.Yok böyle bir lezzet.....Limandan adam başı 100 dolara helikopter kalkıyor,balinaları,ve fokların olduğu adaya götürüyorlar.Gene limana çok yakın elsanatları satılan hangar gibi binalar var.Buralarda çok ucuza çok güzel elişleri bulmak mümkün.Merkezden uzaklaştıkça özellikle almanların muhteşem yazlıkları var büyük duvarların arkasında ve inanılmaz yüksek fiatlara satılıyor.Bunları gördükçe çok üzüldüm memleketimizi iyi pazarlıyamadığımız için.Elin almanı 14 saat uçup,zenci ve maymun korkusundan duvarların,tellerin arkasındaki eve milyonlarca euro ödüyor.Üstelik soğuk denize nerdeyse kıyafetle,köpekbalığı korkusuyla demir tellerle çevrili koylarda girmeye çalışıyordu.Kumsalda çok güneşlenen vardı ama bizdeki gibi yüzenleri pek görmedim.Ertesi gün Ümit burnuna gitmek üzere yola çıktık.Yolda Boulders denilen yerde penguen kolonileri yaşıyordu.Bu frak giymiş ,ordan oraya koşturan kuşları görmek çok eğlenceliydi. Y ol  bazı yerlerde kayalar arasından açılmış yuvalardan geçiyordu.İhtiyaç molası diye indiğimiz yerdeki parketmiş arabaların camlarının üstüne oturmuş maymunları kaldıramadıklarını görünce çok güldüm.Bayağı agresivlerdi.Ümit burnuna vardığımızda taşlık bir kumsala çıktık,kocaman bir tabela vardı Ümit burnu diye.Gördüğümüz denizin ardı güney kutbuydu ,dünyanın sonuna gelmiş gibi garip bir hisse kapıldım.Tekrar otelimize döndüğümüzde limandaki kıyı restorantlarında çok güzel balıklar yedik.Sea front çok eğlenceliydi,gece konserler falan oluyor herkes sokaklardaydı.Johannesburgu bir daha görmesem de olurdu.Ama düzenli seferleri olan türkhavayollarından bir capetown bileti alıp,Seafrontta internetten bir otel ayırtıp alışveriş yapıp,balıkların tekrar tadına bakmıya hayır demezdim.Ama aynı işi daha ucuz ve de daha az zamanda Bodrumda da halledebilirdiniz........
ginger

Cape Town aerial shoot Part 2 from Alexander Voz on Vimeo.

tags:

güney afrika, afrika belgesel, afrika insanları, afrika gazetesi, afrika haritası, afrika turu, afrika rehberi, afrika resimleri


Güney afrika haritasını görüntülemek için logoya tıklayın..guney-afrika-belgeseli-insanlari-gazetesi-haritasi-turu-resimleri

Son Güncelleme Saturday, 05 March 2011

Toplam Ziyaretçi

Ziyaretçiler: 1722883

Buraya Reklam verin..

Üst